İlgili Yazılar

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün113
mod_vvisit_counterDün3123
mod_vvisit_counterBu Hafta3236
mod_vvisit_counterGeçen Hafta22754
mod_vvisit_counterBu Ay79908
mod_vvisit_counterGeçen Ay109309
mod_vvisit_counterToplam2320007

ANKARA
ISPARTA

kaynak: MGM

Haberler

KAYISI YETİŞTİRİCİLİĞİ

KAYISI YETİŞTİRİCİLİĞİ

 

Ülkemiz genelde kayısı yetiştiriciliğine çok uygun ekolojik şartlara sahiptir. Anadolu'daki kayısı kültürü çok eskiye dayanmaktadır. Yerli çeşitlerimizin karasal iklime uygun olmaları nedeniyle, iç bölgelerde daha çok yayılma alanı bulmuştur.

Ülkemiz dünya kayısı üretiminde ilk sırada yer almaktadır. Bazı yıllar ülkemizin kayısı üretim miktarı, dünya üretiminin % 20'sine kadar yükselmektedir. Kayısı ağaç sayısı ve meyve üretimi yıldan yıla artış göstermesine karşın ağaç başına verim oldukça düşüktür. Kayısı, yaprağını döken meyve türleri içinde ilk çiçeklenen grupta yer aldığından, bazı yıllar ilkbahar geç donlarından oldukça etkilenmektedir. Bu nedenle üretimdeki artış istikrarlı değildir.

 

EKOLOJİK İSTEKLER

İklim

Yerli çeşitlerimiz genelde karasal iklime sahip bölgelere uygundur. Karasal iklimin yer aldığı alanlarda kışlar soğuk, yazlar kurak ve sıcak geçmekte, hava oransal nemi düşük olmaktadır. Yerli çeşitlerimiz yazın kuru hava, kışın ise uzun süreli soğuklama istemesi nedeniyle nemli ve daha ılıman bölgelere uygun değildirler. Bu çeşitlerin sahil kuşağında yetiştirilmeleri durumunda, hava neminin yüksek olması nedeniyle mantari hastalık sorunu daha yoğun olmaktadır. Ayrıca söz konusu yöreler daha ılıman olduğundan, ağaçlar yeterli soğuklamayı alamamaktadır. Bu durum tomurcuk silkmesine yol açmakta; verim ya hiç alınamamakta veya çok düşük olmaktadır. Bu konudaki bilgi eksikliği nedeniyle, özellikle bazı üreticilerin söz konusu çeşitlerle kurdukları bahçeler zamanla sökülmekte, yıllarca yapılan bakım ve masraflar boşa gitmektedir.

Soğuklama isteği oldukça yüksek olan yerli kayısı çeşitlerimizin meyveleri yüksek oranda şeker içerdiğinden genellikle kurutmalık olarak kullanılmaktadır. Örneğin Malatya ilinde yaygın olarak yetiştirilen Hacıhaliloğlu ve Kabaaşı çeşitlerinin meyveleri kurutmaya uygundur. Ancak Malatya'da Hasanbey ve Şekerpare çeşitleri kurutmalık ve sofralık olarak kullanılmakta, Iğdır'da yaygın olarak yetiştirilen Aprikoz (Şalak), taze tüketim için ülkemiz iç pazarında haklı bir üne sahip bulunmaktadır.

Son yıllarda yapılan birçok adaptasyon denemeleri ile nemli bölgelere uygun, mantari hastalıklara dayanıklı ve soğuklama isteği az, Avrupa grubu yabancı çeşitler, genelde turfanda üretimin yapılabileceği ekolojiye sahip Akdeniz ve Ege Bölgelerinde denenmiş ve iyi sonuçlar alınmıştır. Taze olarak tüketime ve ihracata uygun çeşitlerin söz konusu alanlarda yetiştirilmesi gerekmektedir. Bu çeşitlerden bazıları Precoce de Tyrinthe, Bebeco, Canino, Joubert Foulon'dur.

Şekil 13. Bebeco kayısı çeşidi

Şekil 14. Canino kayısı çeşidi

 

Şekil 15. Joubert Foulon kayısı çeşidi

 

Toprak

Toprak isteği, kullanılan anaca göre değişir. Ülkemizde kayısıya anaç olarak yine kayısı çöğürleri kullanıldığından söz konusu yetiştiricilikte istenen toprak tipi derin, geçirgen, su tutmayan, besin maddelerince zengin tınlı veya tınlı kireçli topraklardır. Derinliği az olan ve hemen altında sert kaya tabakası bulunan veya taşlı, kumlu topraklarda yetişen kayısılar küçük ve kalitesiz meyve oluştururlar.

Ağır, su tutan killi topraklar kayısılar için kesinlikle uygun değildir. Bu topraklarda kayısılarda zamklanma ve daha sonraki yıllarda zamansız ölüm meydana gelmektedir.

Kumlu topraklarda kayısı yetiştirilmesi düşünüldüğünde, kayısıya anaç olarak şeftali çöğürlerinin kullanılması daha kaliteli ürün alınması bakımından yararlı olabilir. Ayrıca ağır topraklarda yapılacak yetiştiricilik için de myrobalan (can erikleri) anaçlarının kullanılması tercih edilebilir. Ancak söz konusu anaçların kayısı ile aşı uyuşmazlığı gösterebileceği, bazı kayısı çeşitlerinin farklı anaçlarla uyuşmazlık bakımından farklılık gösterebileceği, bazılarının kabul edilebilir uyuşma sağlayabileceği unutulmamalıdır.

KAYISI BAHÇELERİNİN KURULMASI

Kayısılar erken çiçeklenen bir meyve türü olarak, ilkbahar geç donlarından oldukça etkilenmektedir. Bu nedenle ova, çukur ve don tehlikesi bulunan ırmak kenarlarında kayısı bahçesi kurulmamalıdır. Irmak kenarları, meyilli arazilerin alt tarafları ve çukur yerler, genelde soğuk hava ve sislerin çöktüğü yerler olduğundan, bu gibi yerlerden kaçınılmalıdır. Kayısılar bol ışıklı ve devamlı güneş gören alanları sevdiğinden, güneye bakan hafif meyilli alanlar kayısılar için çok uygundur. Fazla meyilli arazilerde teraslama yapılabilir.

Kayısı bahçesi kurulacak alanlar, ilkbaharda derin olarak birkaç kez sürülerek dikimin yapılacağı sonbahara kadar dinlendirilir. Dikimden önce dekara 2-3 ton yanmış çiftlik gübresi serpilerek karıştırılır. Özellikle ağır toprakların ıslahı ve organik maddece zenginleştirilmesi için organik gübrelerin kullanılması yararlıdır.

Fidanlar, kışları sert geçen yörelerde ilkbaharda dikilmelidir. Kış soğuklarının fazla olmadığı alanlarda sonbahar dikimi yapılmalıdır. Dikim sonbaharda yapılırsa, toprak sıcaklığının yeterli olması durumunda kök faaliyeti devam ederek fidanların toprağa tutunmaları daha kuvvetli olur. Bu nedenle yazın fidan gelişmesi hızlı olur, fidanlarda kuruma riski en aza iner.

 

KAYISI BAHÇELERİNİN BAKIMI

Toprak İşleme

Kayısı bahçelerinden yeterli verim elde etmek için toprak işleme, sulama, gübreleme ve budama işlemlerinin tekniğine uygun olarak yapılması gerekir. Geleneksel olarak bahçelerdeki yabancı ot mücadelesi, toprak işleme ile yapılmaktadır. Toprak işleme; toprağın havalandırılarak mikroorganizma faaliyetini artırmak, topraktaki bitki besin maddelerinin serbest kalarak bitki kökleri tarafından alınmasını kolaylaştırmak, verilen gübrelerin toprağa karışmasını sağlamak ve yağmur sularının toprak tarafından emilmesini kolaylaştırmak gibi yararlar sağlar. Bu amaçla, iklim bölgelerine göre ekim ve kasım aylarında toprak 15-20 cm derinliğinde pulluklarla sürülür. İlkbaharda 10-15 cm, yazın ise 8-10 cm derinliğinde diskaro, kültivatör, kazayağı veya rotovatör ile işlenir. Ancak, toprak işlemenin pulluk tabanı oluşumuna yol açtığı, toprağın yapısını bozduğu, bitki besin maddelerinin yoğun olarak bulunduğu üst tabakada köklerin gelişmesini engellediği ve pahalı bir işlem olduğu kabul edilmektedir.

Son yıllarda toprak işlemenin olumsuz yönleri dikkate alınarak, örtülü üretim sistemleri üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla toprak işlemesiz ve yarı toprak işlemeli sistemler uygulanmaktadır. Toprak işlemesiz sistemde ağaç taç izdüşümleri veya sıra üzeri, yabancı ot ilaçları ile ilaçlanmakta, diğer alanlar otlu bırakılıp, otlar 15-20 cm olduğunda biçilmektedir. Yarı işlemeli sistemde ise, taç izdüşümleri yabancı ot ilaçları ile ilaçlanmakta, sıra arası ve sıra üzeri çapraz olarak işlenmektedir.

Toprak işlemesiz sistemde toprağın fiziksel özellikleri iyileşmekte, toprak organik maddece zenginleşmekte, buharlaşma ile su kaybı önlenmekte, doğal bitki örtüsü kullanıldığından bitki florası devamlı değişerek toprak yorgunluğu olmamakta, biyolojik hayat normal olduğundan, yararlı böcekler yaşama alanı bulmakta, toprak işleme masrafları daha az olmaktadır. Bu sistemin olumsuz yanları ise, yazın toprağın çatlaması ve dikkatsiz uygulamalarda ot öldürücü ilaçların yapmış oldukları zarardır. Özellikle kayısılarda ot öldürücü ilaçların dikimden sonra 5 yıl kullanılmaması gerekmektedir. Aksi durumda genç ağaçların gövdelerinde zararlanma, hatta ölüm meydana gelmektedir. Dikimden sonra ilk yıllarda ot öldürücü ilaçların kullanılması gerekiyorsa, ağaç taç altında, çapı en az 1-1.5 m olan bir alanın çapalanarak ot mücadelesi yapılması, sıra üzerindeki diğer alanın ot öldürücülerle ilaçlanması önerilebilir.

 

Şekil 16. Kayısıda örtülü üretim sistemi

 

Budama ve Terbiye Şekilleri

Kayısılar dikimden sonraki ilk yıllarda belirli bir şeklin kazandırılması amacıyla, kuvvetli olarak budanabilirler. Meyveye yatan ağaçlarda dallanma daha az olduğundan, giderek budama şiddeti azaltılmalıdır. Genellikle birçok çeşitte ürünün hemen tamamı bir yıllık sürgünlerden alınsa da, ağaçlar yaşlandığında spurların ve kısa dalcıkların önemi artar. Eğer verim, iyi meyvenin alındığı spurlardan sağlanıyorsa, meyve veren dallarda yenileştirmek amacıyla 2-3 yılda bir %25 oranında uç alma yapılmalıdır.

Şekil 17. Verimli çeşitlerde spur dallarda meyve oluşumu

 

Yapılan çalışmalar, kayısıda kışın yapılacak budamanın bazı mantari hastalıklara yol açabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca zamklanma da önemli bir sorundur. Bu nedenle, hasattan sonra yapılacak yaz budaması tercih edilmelidir. Budamada kesilen kalın dallardan dolayı, ağaçta açılan yaraların aşı macunu veya uygun bir maddeyle kapatılması enfeksiyona karşı etkili olduğu gibi yaranın daha çabuk iyileşmesini sağlayacaktır.

Geleneksel olarak kayısılarda dikim mesafesi, 6x6 veya 7x7 m olarak uygulanmaktadır. Bu dikim mesafesi uygulandığında, çoğunlukla ortası açık goble sistemi kullanılmaktadır. Ancak, ortası açık goble sisteminde ilerideki yıllarda olabilecek ağır ürün yüklemesinde, ana dallarda gövdeden ayrılma sonucu, ağaçlarda geriye dönüşü olmayan büyük yaralar açılmaktadır. Bu nedenle, ortada bir lider dal bırakılarak gövdeden ayrılan dalların mümkün olduğunca geniş açılı olması sağlanmalıdır. Bu durumda ana dallar, gövdeyle daha kuvvetli bir bağlantı kurmaktadır.

Son yıllarda daha kısa mesafeler kullanılarak, sık dikim üzerinde durulmaktadır. Sık dikimle ilgili olarak birçok araştırma yapılmıştır. Ancak çok yoğun dikimde birim alandan alınan verim artmasına karşın, kalitede düşüş meydana gelmiştir. Sık dikim uygulamalarından biri olan Tatura sistemi, birçok yönden tatmin edici olup 1.20, 1.35, 1.50 x 6.00 m sıra arası ve sıra üzeri mesafelerinde yaklaşık 110-140 ağaç/da'lık bir dikim sıklığı vermektedir. Bu sistemde gövdeden 60 o 'lik bir açıyla ayrılan V şeklinde iki yatay ana dal oluşturarak, güneş ışınlarından en üst düzeyde yararlanılması amaçlanmaktadır. İtalya'da yapılan çalışmalarda kayısı yetiştirilen alanlarda bu terbiye sisteminin kullanılmasıyla verimli ve kaliteli ürün elde edilmiştir. Plastik seralarda ise bu sistemle 15-20 gün erkencilik sağlanmıştır. Bu sistemin oluşturulmasında, iskeleti oluşturan ve genellikle demirden yapılan direkler ve bu direkler arasına çekilen teller nedeniyle ilk tesis masrafı yüksektir.

Sulama

Ülkemizde kayısı bahçeleri genelde salma sulama ile sulanmakta, su ağaç tacı altında açılan çanağa verilmektedir. Ancak suyun gövde ile temas etmesini önlemek amacıyla gövde çevresine çapı 50-60 cm olan bir set yapılmalıdır. Salma sulama çok fazla su tüketimine neden olmakta, fazla işgücü gerektirmektedir.

Son yıllarda kayısı bahçelerinde damla sulama sisteminin yaygınlaşmasıyla ağaçların daha erken meyveye yattıkları, daha verimli oldukları ve daha kaliteli ürün verdikleri belirlenmiştir. Kayısıların sulanmasında kullanılan diğer etkili yöntem, yağmurlama sulama sistemidir. Sulama köklerin yapısını değiştirme eğilimindedir. Damla sulama sisteminde sulanan kısmın yüzeysel olması nedeniyle, kökler de yüzeysel gelişmektedir. Yağmurlama sulama sistemiyle sulanan arazilerde kökler daha derinlere gitmekte ve toprağın daha büyük bir bölümüne dağılmaktadır. Bu nedenle, işletmenin imkanları ve yapılacak toprak işleme durumuna göre sulama sisteminin seçilmesi önem arz etmektedir.

Kayısıda uygulanacak sulama sayısından çok, sulama zamanının önemli olduğu belirlenmiştir. Çağlaların büyüme döneminde (gerekiyorsa), hasattan 10-15 gün önce ve hasattan sonra, ağustos ayında, kurak geçerse eylül ayında sulama yapılması ağaçların sağlığını, ürünün kalitesini ve gelecek yılın verimini olumlu yönde etkileyecektir.

Gübreleme

Gübreleme, yüksek verim ve iyi meyve kalitesi için kesinlikle gereklidir. Gübreleme ile toprakta eksikliği bulunan veya kayısının daha çok ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin toprağa kazandırılması amaçlanır. Kayısıların beslenmesinde sırasıyla potasyum, azot, fosfor ve kalsiyum özel bir yer tutar. Bunlar, makro besin maddeleri olarak bilinirler. Ağaçların düzenli bir yaşantı sürmesi için çok az miktarlarda alması gerekli olan ve mikro besin maddeleri olarak adlandırılan diğer elementlerin de bitki bünyesine alınması gereklidir.

Toprakta eksikliği bulunan veya kayısı ağaçlarının verimini doğrudan etkileyen besin maddeleri, zamanında ve tekniğine uygun olarak verilmelidir. Makro besin maddelerinin toprağa, mikro besin maddelerinin ihtiyaç halinde yaprak gübresi şeklinde verilmesi en ekonomik yararı sağlar. Yeni kurulan kayısı bahçelerinde toprak analizi yapılıp, ona göre bir gübreleme programı hazırlanmalıdır.

Kayısı bahçelerine her üç yılda bir, dekar başına 3 ton yanmış çiftlik gübresi verilmesi çok yararlıdır. Zira bu gübre makro ve mikro besin maddelerini kombine olarak taşıdığı gibi, içerdiği organik madde sayesinde toprağın fiziksel özelliklerini iyileştirir. Yapay gübrelerden yalnız azot içerenler, ağaç taç alanı altındaki toprak yüzeyine serpilerek toprağa karıştırılır. Gübreden yararlanan kılcal kökler, gövdenin çok yakın çevresinde daha az olduğu için, özellikle bu alana azotlu gübre vermemek daha yararlı olur. Fosfor ve potasyumlu gübreler ise taç izdüşümü çizgisindeki kısımda açılan 8-10 adet 10-15 cm derinliğindeki çukurlara veya hendeğe verilerek üzeri toprakla örtülür.

Meyve ağaçlarının gübreden istenilen şekilde yararlanması için, uygulama zamanının iyi tespit edilmesi gerekir. Azotlu gübrelerin bir defada verilmeyip, gerekli miktarın 2/3'ünün erken ilkbaharda ve kalan miktarın mayıs ayı ortasında verilmesi yararlıdır. Fosforlu ve potasyumlu gübreler, sonbaharda veya mart ayında bir defada uygulanmalıdır. Mikro besin elementleri ise, yaprakların tam büyüklüğünü almasından sonra, yaprak gübresi şeklinde tarımsal mücadele ilaçlarına karıştırılarak veya yalnız verilmelidir. Gerekiyorsa birkaç uygulama yapılabilir.

Meyve Seyreltme

Kayısıda meyve seyreltmesi; uygun meyve büyüklüğü, olgunlaşmada bir örneklilik ve üretimde kararlılığın sağlanması bakımından önemlidir. Tam çiçeklenmeden 20-30 gün sonra elle yapılan meyve seyreltmesi ile meyve ağırlığında % 36'lık bir artışın sağlandığı araştırmalarla belirlenmiştir. Bu aşamadan sonra yapılan uygulamalar iyi sonuç vermemiştir. Ancak elle yapılan seyreltme, işgücü ve maliyette artışa neden olmuştur. Meyve seyreltmesi için kullanılan bitki büyüme düzenleyicilerin (hormon) genelde tatmin edici sonuç vermedikleri, sarsma yöntemiyle uygulanan seyreltmenin bir örneklilik sağlamadığı tespit edilmiştir.

HASAT

Ürünün hasattan sonra ulaşabileceği en son kalite değerinin elde edileceği tarih, en uygun hasat zamanıdır. Doğru hasat zamanının belirlenmesinde kullanılan meyve zemin rengi, meyve eti sertliği, suda eriyebilir kuru madde miktarı ve asitlik değerleri gibi birçok kıstas vardır. Genellikle meyveler, zemin renginin 3/4 oranında sarı-yeşile dönüştüğü zamanda hasat edilirler. Bu durumdaki meyveler ticari açıdan olgun olarak kabul edilirler. Ancak tüketicinin isteği, yerel alışkanlıklar ve tüketicinin damak zevkine göre hasat tarihinin erkene alınması veya geciktirilmesi söz konusudur.

Sofralık taze tüketim için yapılan üretimde hasat elle yapılmakta ve çok fazla işgücüne gerek duyulmaktadır. Bu durumda maharetli bir işçi, saatte ortalama 50-55 kg ürün toplamaktadır. Bodur taçlandırılmış veya Tatura sistemi uygulanmış ağaçların hasadında harcanan süre önemli ölçüde azalmıştır. Her durumda hasat pahalı olmakta ve toplam ürün maliyetinin % 30'unu oluşturmaktadır.

İşleme ve kurutmalık üretimde elle hasat yerine, dallar uygun örtüler üzerine silkelenerek veya makineli hasat yapılarak maliyetin düşük tutulmasına çalışılmaktadır.

Valid XHTML 1.0 Transitional