İlgili Yazılar

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün4535
mod_vvisit_counterDün3397
mod_vvisit_counterBu Hafta15174
mod_vvisit_counterGeçen Hafta25256
mod_vvisit_counterBu Ay77575
mod_vvisit_counterGeçen Ay101811
mod_vvisit_counterToplam2208365

ANKARA
ISPARTA

kaynak: MGM

Haberler

ÜZÜM FİDANI VE YETİŞTİRİCİLİĞİ 2

2.6. TOPRAK İŞLEME


Bağcılıkta toprak işleme, yabancı otlarla mücadele, toprağın havalandırılması ve ısıtılması, toprakta bulunan bitki besin maddelerinin alımının kolaylaştırılması ve kayıpların önlenmesi, toprağın su tutma kapasitesinin arttırılması, sulama ve yağışlardan sonra toprak yüzeyinde oluşan kaymak tabakasının kırılarak su kaybının önlenmesi, gübrelerin toprağa karıştırılması amacıyla yapılır (7, 15, 19).


Toprak işlemenin temel amaçlarından birisi, bağlarda yabancı otların ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü yabancı otlar, topraktaki su ve besin maddelerinin kullanımında omcalarla rekabete girerek, onların gelişmelerini, ürün verim ve kalitesini olumsuz yönde etkiler. Yapılan bir araştırmada yabancı otların 1 kg kuru madde yapımı için 537-657 lt., kültür bitkilerinin ise 242-320 lt. suya ihtiyaç duydukları tesbit edilmiştir. Bu durum ülkemiz gibi bağların genellikle sulanamadığı, yani toprak suyunun sınırlı olduğu yerlerde çok daha büyük önem taşımaktadır. Yine ülkemizde yapılan bir araştırmada, bağlarda yabancı otlardan kaynaklanan ürün kaybının % 5,8 olduğu belirlenmiştir (20). Ayrıca yabancı otlar, pek çok hastalık etmenine konukçu ya da ara konukçu olduklarından dolaylı yoldan da zararlı olurlar.

Asmanın kökleri, iyi havalanmayan topraklarda yeterince gelişemediğinden, su ve besin maddesi alımı azalarak, gelişme zayıflamaktadır. Bu tip topraklarda, asmanın kökleri derine gidemediğinden kışın şiddetli donlardan, yazın ise aşırı sıcaklardan zarar görebilir. Bu nedenle, toprağın işlenerek havalandırılması, asma köklerinin derinlere doğru inerek su ve besin sağlama alanını genişletmesini ve daha kuvvetli gelişmesini sağladığı gibi düşük ve yüksek sıcaklıkların zararlı etkilerini de önlemektedir.

Toprak işleme ile toprağın aktarılması, toprakta hava-su dengesini sağlamak açısından da önemlidir. İyi havalanmayan ve yüksek su tutma kapasitesine sahip olan ağır yapılı topraklar genellikle soğuk; kumlu ve iyi işlenmiş tınlı topraklar ise sıcaktır. Zamanında ve doğru şekilde yapılan toprak işleme ile hem hava-su dengesi, hem de toprak sıcaklığı düzenlenmiş olmaktadır.

Yağışlardan ve sulamadan sonra toprak yüzeyinde geçirimsiz bir tabaka oluşmaktadır. Kaymak tabakası olarak adlandırılan bu oluşum, ağır yapılı topraklarda daha da önem arzeder. Bu tabaka hemen kırılmalıdır. Aksi halde, daha sonraki yağış ve sulama sularının toprağa işlemeden yüzey akışı şeklinde akıp gitmesine ve ayrıca toprakta bulunan suyun, oluşan çatlaklardan hızlı bir şekilde buharlaşarak kaybolmasına neden olur. Bu nedenle, özellikle yaz döneminde meydana gelen yağışlardan veya sulamalardan sonra oluşan kaymak tabakasının kırılması amacıyla mutlaka yüzeysel toprak işleme yapılmalıdır.


Ticari gübrelerden özellikle fosforlu ve potasyumlu olanların toprak içindeki hareket hızları yavaş olduğundan, bu gübrelerin toprakta aktif kök derinliğine verilmeleri gerekir. Genellikle, geç sonbaharda 15-20 cm derinliğe verilen bu gübrelerin etkinliğini arttırmak için, pullukla 20-25 cm derinliğinde toprak işleme önerilmektedir. Amonyak (NH3) halinde azot kaybını önlemek amacıyla da, azotlu gübrelemeden hemen sonra, yüzlek toprak işleme yapılarak bu gübreler toprak içine karıştırılmalıdır.


Sonbaharda 20-25 cm derinlikte yapılan toprak işlemenin temel amacı, kış yağışlarının toprak içerisine işlemesini sağlayarak, bu şekilde toprağın su tutma kapasitesini arttırmaktır. Ayrıca , yaz döneminde kontrol edilememiş yabancı otlar da bu toprak işlemeyle bağdan uzaklaştırılır. Sonbahar toprak işlemesinde toprak, kesekli olarak bırakılır. Kış yağışları ile birlikte bu kesekler kolayca parçalanarak ufalanır.

İlkbahar ve yaz döneminde daha yüzlek (10-15 cm'den) yapılan toprak işlemesinin amaçları ise, yabancı ot kontrolü, yağışlar ve taşırma şeklindeki sulamalardan sonra oluşan kaymak tabakasının kırılarak toprağın havalandırılması ve su kaybının önlenmesidir.

2.7. ASMANIN SULANMASI

Sulama, toprağın verimlilik ve yapısına zarar vermeden birim alandan daha fazla ürün almak için, asma kök derinliğindeki eksik nemi yapay olarak tamamlamak ve kullanılabilir nemi en uygun düzeyde tutmaktır. Yağış rejimi düzensiz ve yetersiz ise bağlarda mutlaka sulama yapılmalıdır.


Ülkemizde bağcılık yapılan bölgelerde yağışlar, kış veya ilkbahar aylarında düşmekte ve topraklarımızda biriken (rezerv) su, haziran ortalarına kadar genellikle yeterli olmaktadır. Haziran ayından sonra iklimi çok kurak geçen yerlerde gerekli olan suyu mutlaka sulama ile karşılamak gerekir.


Asmanın normal bir büyüme ve gelişme gösterebilmesi için kök derinliğindeki nem oranı sürekli solma noktasına düşmemelidir. Nem kapsamı bu düzeye düştüğü zaman asma devamlı solma gösterir, köklerin çevresinde su olsa bile tekrar canlanamaz, büyüme ve diğer bitki fonksiyonları devam edemez, asma stress belirtileri göstermeye başlar. Sürekli solma noktası bitki gelişmesinde kritik bir noktadır. İlkbahar ve yaz dönemi başlangıcında, etkin kök bölgesinde uygun toprak nemi, yeterli besin maddesi olan ve dikkatli uygulanan kültürel koşullar altında gelişen asmada; önce kuvvetli bir sürgün ve yaprak büyümesi görülür, daha sonra sürgün büyümesi giderek yavaşlar ve tane irileşmeye başlar. Sürgün büyümesi, olgunlaşma dönemine doğru giderek azalır, hasattan bir süre önce ve sonra iyice yavaşlar. Özellikle hasattan sonra sürgün giderek odunlaşır ve yalnızca sürgün ucu çok az bir büyüme gösterir. Yaprak büyümesi ise tamamen durur, çeşide bağlı olarak yeşilden sarımsı yeşile, kırmızıya, kırmızıdan yeşile doğru değişir ve sonra dökülürler (2).


Asmanın kök bölgesinde yeterli nem olduğu sürece bu olaylar normal bir şekilde gelişir. Ancak yukarıda da söz edildiği gibi etkin kök derinliğindeki nem, yetersiz duruma düşerse asmada başlıca şu belirtiler görülür:

1-Sürgün gelişmesi önce yavaşlar sonra tamamen durur, sürgünler kısa ve zayıf kalır, erken odunlaşmaya başlarlar.

2-Önce sürgün ucu ve genç yapraklar solmaya ve pörsümeye başlar, yaprak renkleri, canlı yeşil renklerden koyu grimsi renklere dönüşür.

3-Eğer su azalmaya devam ederse, genç yapraklar kenarlarından kıvrılmaya başlar, yaşlı yapraklar kenarlarından başlayarak kahverengileşir ve giderek kurur, ölür ve sonuçta dökülürler.

4-Yaprak koltuklarında farklılaşan kışlık gözler, verimlilik yönünden farklılaşmazlar.

5-Gelişmekte olan taneler, tam iriliğine ulaşamazlar, renkleri tam gelişmez, kabukları kalın, genellikle kuru madde oranı düşük ve asit oranı yüksek olur.

6-Olgunlaşma gecikir ve üründe hem kalite hem de kantite düşük olur.

7-Şaraplık üzümlerde şıra oranı düşük olduğu gibi aromatik maddelerin, tanede yeterli sayıda ve miktarda sentezlenmesi de geri kalır ve bu yüzden elde edilen şarabın kalitesi düşük olur.

8-Tane irileşme döneminde yeterli nem bulamamış ise asmaya sürekli solma noktasına ulaştıktan sonra su verilse bile taneler normal iriliğine ulaşamazlar ve ayrıca donuk renkli kalırlar.

9-Normal koşullarda hasattan hemen önce veya sonra kök bölgesinde nemin azalması, sürgün gelişmesini sınırlandırdığı için olgunlaşmayı hızlandırabilir. Ancak bu da tanede (normal olgunlaşmada olduğu gibi) turgoriteden kaynaklanan diriliği, gevrekliliği ve tane eti sertliğinde bir artış sağlayamaz.

10-Hasattan sonra asmada genellikle sürgün büyümesi çok azdır. Daha çok sürgünler olgunlaşarak odunlaşırlar. Etkili kök bölgesindeki nemin sürekli solma noktasının üzerinde bulunması bu odunlaşmanın daha iyi olmasını sağlamaktadır. İyi odunlaşan sürgünler ise düşük kış sıcaklıklarına daha iyi dayanırlar. Bu nedenle hasattan sonra da gerektikçe bağlar sulanmalıdır. Özellikle sıcak ve kurak bölgelerde yetişen ve Haziran-Temmuz aylarında hasat edilen sofralık üzümlerde asma hasattan sonra en az bir veya birkaç defa sulanmalıdır.


Asmanın su tüketimi, vegetasyon devresinde hem bitkinin transpirasyonla harcadığı, hem de kapillarite denilen kılcal hava boşluklarından toprağın evaporasyonla buharlaştırdığı su toplamıdır. Yani asmanın su tüketimi evapotranspirasyonla kaybolan suyun toplamına eşittir.


Sulamanın başlıca amacı; asmada vegetatif ve generatif gelişme yönünden denge sağlamak üzere tüketilen suyun, uygun miktarda ve doğru bir zamanda karşılanmasıdır.


Ülkemizde bağlar sulanmaz diye genel bir kanı vardır. Ancak iyi kaliteli bir verim için gerektikçe sulama mutlaka yapılmalıdır. Sulama, verim artışının % 30-40 oranında sağlandığı bir kültürel uygulamadır. Ülkemizde Göller bölgesinde ve Ege bölgesinde özellikle çekirdeksiz üzüm bağlarında sulama yapılmaktadır. Kurak ve yarı kurak geçen bağ bölgelerinde sulama yapılmalıdır.


Asmanın, 1 gr kuru madde meydana getirmesi için yapraklarından 1 litre su harcaması gerekir. Yapraklardan normal koşullarda her cm2'den saatte 20-60 ml su buharlaşmaktadır (20-60 ml/cm2/h). Ayrıca vegetasyon içinde 450 mm/m2 suya gerek duymaktadır. Bunun 250-300 mm'si bu dönem içinde buharlaştığından, asmada normal bir gelişme ve meyve verimi için vegetasyon devresi içinde yaklaşık olarak 700-750 mm/m2 yağış alması gerekir. Eğer bu miktar topraktan sağlanamazsa özellikle kurak ve yarı kurak iklim koşullarında sulama ile bunun karşılanması gerekir (21).


Yukarıda görüldüğü gibi asmanın vegetasyon devresi içinde gerek duyulan su ihtiyacı (yağış), o devre içinde düzenli bir dağılış göstermelidir. Bağlardan maksimum verim elde etmek için sulamada verilecek su miktarı üzüm çeşidine, anacın kök sistemine, toprak tipine, asmanın vegetasyon devresinde aldığı yağışlara ve bunun yıl içindeki dağılışına, sulama sistemine ve kültürel uygulamalara göre değişmekle birlikte 150-2500 mm arasında değişen bir değer gösterdiği belirtilmektedir (21).


2.8. BAĞLARDA GÜBRELEME


Bağcılıkta verim ve kalitenin arttırılmasına yönelik kültürel uygulamaların içerisinde gübrelemenin ayrı bir önemi vardır. Bağlarda uygun ve dengeli bir gübrelemenin yapılabilmesi için öncelikle bağ toprağının verimlilik düzeyinin ve nem kapsamının bilinmesi gerekir. Özellikle sulama yapılamayan ve fazla yağış almayan bağ bölgelerinde, su faktörü daha da önem taşımaktadır. Çünkü su noksanlığı, gübrelemenin olumlu etkisini büyük oranda azaltmaktadır.


Bağlarda diğer gerekli kültürel işlemlerle birlikte gerçekleştirilecek etkili ve dengeli bir gübreleme; hem toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik yapısını iyileştirmekte; hem de asmaların her yıl gelişme ve ürün için kullanmak üzere topraktan kaldırdığı bitki besin maddelerini toprağa yeniden kazandırmaktadır (22, 23).


Bu nedenle, asmanın normal bir gelişme gösterebilmesi ve istenilen verim ve kalitede ürün alınabilmesi için her yıl topraktan kaldırdığı besin maddelerini düzenli bir gübreleme ile toprağa tekrar iade edilmesi gerekir. Bağlar hem organik hem de inorganik gübrelerle gübrelenmektedir.


Bağlara Organik Gübrelerin Verilmesi Bağlara organik gübreler topraktan, organik madde gereksinimini karşılamak için verilmektedir. Asma için bağ toprağındaki organik madde miktarı, bazı hallerde topraktaki besin maddeleri miktarlarından daha da önemlidir. Çünkü asma, diğer meyve türlerinden farklı olarak besin maddelerince nisbeten fakir topraklarda da gelişebilmekte, fakat organik maddelerce fakir topraklarda normal bir gelişme gösterememekte ve verimliliği de çok azalmaktadır. (22). Bağcılıkta organik madde kaynağı olarak kullanılan başlıca materyaller önem sırasına göre; çiftlik gübresi, yeşil gübre, kompost ve samandır. Bağlara Mineral Gübrelerin Verilmesi Asma topraktan her yıl belli miktarda makro ve mikro mineral besin maddelerini alarak büyümesini, gelişmesini ve ürün verimini devam ettirir. Asma uzun ömürlü bir bitkidir. Ürün veriminin sürekli ve sağlıklı olması için asmanın her yıl topraktan kaldırdığı mineral besin maddelerinin gübreleme ile toprağa iade edilmesi gerekir. Bunlar toprağa gübreleme ile tekrar ilave edilmediği takdirde, asmanın ürün veriminde ve kalitesinde bir azalışa neden olduğu gibi bir çok besin maddesi noksanlık arazları da görülür. Çünkü mineral besin maddelerinin hücre düzeyinde aşağıda belirtilen önemli fizyolojik etkileri vardır. - Hücre çeperi ve protoplazma bileşiklerinin oluşumu; mineral elementler, çeper ve protoplazma yapısına katılan moleküllerin yapısında daima yer alırlar. - Hücrelerde ozmotik basıncın oluşmasında ve değişiminde etkili olurlar. - Mineral besin maddeleri, hücre özsuyunda fosfat ve karbonatlarla oluşturduğu bileşiklerle, hücrede pH'yı düzenleyerek tampon çözelti olarak da iş görürler. - Sitoplazmik membranda permeabiliteye etkili olurlar. Hücre sitoplazmik zarlarının geçirgenliği, hücrenin temasta olduğu katyon ve anyonlar etkilidir. - Mineral elementlerin zehirlilik etkileri: Ağır metaller hücrede proteinlerle birleşerek çökelmeler ve bunun sonucunda da zehirlilik etkisini yaratırlar. Bu etkiye sahip elementlerin başında Pb, Hg, Mg, Cu, Al, Ar, Ba, Mo, Ni, Se, Ag ve Zn gelmektedir. - Bazı mineral besin maddeleri, antagonistik ve sinerjistik etkiye sahiptirler. Ayrıca başta Fe, Cu ve Zn olmak üzere bir çok element, bir çok enzimin prostetik grubları olarak katalitik etkide bulunabilirler (24, 25). 2.9. BAĞ HASTALIK VE ZARARLILARI

Bağlarda en çok bağ zararlıları (floksera, nematodlar, salkım güvesi, tripsler, bağ uyuzu, kırmızı örümcekler, bağ maymuncuğu, haziran böcekleri, kuşlar, arılar vb.), mantari hastalıklar (külleme, mildiyö, ölü kol, antraknoz, gri küf, kav, kök çürüklüğü vb.), bakteriyel hastalıklar (bağ kanseri, bakteriyel yanıklık, asma vebası vb.), virüs ve virüs benzeri hastalıklar (kısa boğum, yaprak kıvırcıklığı, benek ve sarı benek hastalıkları vb.) etkili olarak bağda önemli ekonomik kayıplara sebep olabilmektedirler. Günümüzde bu kayıpları en aza indirmek amacıyla entegre mücadele yöntemi uygulanması tavsiye edilmektedir. Bu sayede hem ekonomik kayıplar düşürülmekte hem de çevre ve doğaya fazla zarar verilmemektedir (26). Entegre mücadele; hastalık ve zararlı türlerin populasyon dinamikleri ile çevre ilişkilerini dikkate alarak, uygun olan bütün mücadele metodlarını ve tekniklerini uyumlu bir şekilde kullanarak, bunların populasyonlarını ekonomik zarar seviyesinin altında tutan bir sistemdir. Entegre Mücadelenin Önemi Gelişigüzel ve yoğun olarak kullanılan ilaçlar; - Canlılar arasında varolan doğal dengeyi bozar,

- İnsan ve sıcakkanlılarda doğrudan veya dolaylı olarak zehirlenmelere yol açar,

- Toprak, su ve hava gibi çevre unsurlarında kirlenmeye neden olur,

- Hastalık ve zararlıların zamanla ilaçlara karşı direnç kazanmalarına neden olur,

- Ürünlerde kalıntı bırakır.


Entegre Mücadelenin Amacı - Bitkisel üretimin arttırılması, kaliteli ve pestisit kalıntısı bulunmayan ürün elde edilmesi,

- Doğal düşmanların korunması ve teşvik edilmesi,

- Tarla, bahçe ve bağların düzenli olarak kontrol edilmesi,

- Çiftçilerin kendi tarlası, bahçesi veya bağının uzmanı haline getirilmesi.


Entegre Mücadelenin İlkeleri - Entegre mücadele programları, ana hastalık ve ana zararlı hedef alınarak hazırlanır,

- Diğer hastalık ve zararlılar göz ardı edilmez. Ancak diğer zararlılar ile mücadele zamanına karar vermede ekonomik zarar eşikleri dikkate alınır,

- Hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadelede kültürel önlemlere öncelik verilir,

- Entegre mücadelede doğada mevcut faydalıların korunması ve desteklenmesi esastır,

- Eğer kimyasal mücadele yapılacaksa, sıcakkanlılara ve faydalılara zehirliliği en düşük, dayanıklılık riski az, çevre dostu, kısaca entegre mücadeleye uygun ilaçlar seçilir,

- Entegre mücadelede hastalık, zararlı ve yabancı otların mücadelesi birbirini destekleyici olmalıdır.


2.10. BİTKİ BÜYÜMEYİ DÜZENLEYİCİLERİN (BBD) BAĞCILIKTA KULLANIM ALANLARI


Bağcılıkta ıslah çalışmaları ile bir yandan verimli ve kaliteli üzüm çeşitleri araştırılırken bir yandan da büyümeyi düzenleyici maddeler kullanılarak verim ve kalitenin arttırılmasına çalışılmaktadır. Genel olarak diğer bahçe bitkilerinde olduğu gibi bağlarda da büyümeyi düzenleyicilerin verim ve kalite üzerine etkisi maddenin yapısına, konsantrasyon ve uygulama zamanına göre değişmektedir (1).


Üzümlerde ekonomik meyve tutum oranı oldukça farlılık göstermekte ve %20'den %55'e kadar değişmektedir. Zayıf tutum dönemlerinde bu oranın %20'nin altına kadar düştüğü gözlenmiştir. Büyümeyi düzenleyici maddeler ile yapılan çalışmalar özellikle 4-CPA, gibberellin ve CCC'nin meyve tutumu üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Siyah kuş üzümünde iyi bir meyve tutumu sağlamak için tam çiçeklenmeden 3-6 gün sonra 2-10 ppm konsantrasyonda bir uygulama yeterli olmaktadır. Bu dozda yapılan 4-CPA püskürtmesi ile meyve tutumu ve tane büyüklüğünün, bilezik alma uygulamasına eşit veya daha fazla olduğu bildirilmiştir (1). Yüksek konsantrasyonlarda 4-CPA uygulanırsa asmalara zarar verebilmekte veya çiçeklenme döneminde erken uygulanırsa tanelerin içinde sert, fakat içi boş çekirdekler oluşabilmektedir. Dolayısıyla uygulama zamanı ve dozunun iyi belirlenmesi gerekir (27). Partenokarpik ve stenospermokarpik çeşitlerde meyve tutumu, çiçeklenme sırasında GA uygulamalarıyla azalırken, bundan önce ve sonraki uygulamalar ile artmıştır. Çekirdekli çeşitlerde GA, çekirdekli tanelerin sayısında azalmaya, çekirdeksiz tane sayısında ise artışa neden olur (1, 28, 30).


Yapılan denemelerde CCC'nin meyve tutumunu % 10-50, genelde % 20 oranında arttırdığı saptanmıştır. Büyümeyi engelleyici etkiye sahip olan bu madde çiçekten 1 veya 3 hafta önce salkımlara veya tüm yeşil aksama uygulandığında, meyve tutumunu çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitlerde çoğu kez % 20'den daha fazla arttırmaktadır. Ayrıca çiçeklenmeden 2 hafta önce CCC uygulaması genellikle meyve tutumunu iyileştirmiştir. CCC'nin meyve tutumunda sağladığı artışın nedeni sürgün büyümesini engellemesinden kaynaklanmaktadır. Sentetik sitokinin olan PBA'nın Cardinal üzüm çeşidinde 300 ppm dozda uygulanması ile çekirdekli tane tutumunda % 100 ve salkım ağırlığında % 76 artış artış sağlanmıştır (1,29).


Bağcılıkta büyümeyi düzenleyici maddelerin önemli başka bir kullanım alanı çekirdeksiz üzüm eldesinde kullanılmasıdır. Bu konuda yapılan çalışmalarda önemli sonuçlara ulaşılmıştır. Anob-E Sihahi çeşidi üzerinde yapılan çalışmalarda anthesisten 1-2 gün önce 40-60-80-100 ppm dozlarındaki GA3'e, salkımları bandırma uygulamalarından alınan sonuçlara göre GA çekirdek deformasyonuna neden olmakta, fakat tozlanma ve döllenme olduktan sonra etkili olmamaktadır. Çavuş üzüm çeşidi üzerinde yapılan bir çalışmada GA'nın 10-50-100 ve 500 ppm dozları tam çiçeklenme ve tam çiçeklenmeden 10 gün sonra olmak üzere iki kez uygulanmış ve tüm dozlarda kesin çekirdeksizlik elde edilmiştir. Yine yapılan diğer bir çalışmada Hafızali ve Perlette çeşitlerinde 100 ppm, Hun çeşidinde 50 ppm GA'nın tam çiçeklenme zamanında uygulanmasıyla çekirdeksizliğin uyarıldığı tespit edilmiştir.(1, 29).


Büyüme düzenleyici maddelerin bağcılıkta kullanım alanlarından birisi de tane seyreltmenin sağlanmasıdır. Seyreltmenin amacı fazla miktardaki ürünü azaltarak asmalarda normal miktarda ürün yüklemesini sağlamaktır. Böylece ürün kalitesi arttırılır, salkımların sıkı olması nedeniyle oluşan çürümelere engel olunur, salkımların daha kolay paketlenmesi sağlanır (27). Üzümlerde elle seyreltme zor ve pahalı olduğundan son yıllarda kimyasal maddelerle seyreltme önem kazanmaya başlamıştır. Büyümeyi düzenleyici maddelerin kullanılmaları işgücünü oldukça azaltır ve özellikle kurutmalık ve şaraplık çeşitlerde yapılması uygundur (1). Sık salkımlı çeşitlerde salkımı seyrekleştirmek amacıyla da büyümeyi düzenleyici maddeler kullanılabilir. Şaraplık üzümlerde yapılan çalışmalarda sürgünler 40-50 cm uzunlukta iken ve çiçeklenmeden yaklaşık 3 hafta önce 1-10 ppm dozunda GA'nın sadece salkımlara gelecek şekilde püskürtülmesi, salkımların daha seyrek yapıda olmasını sağlamıştır (27). Sultani çekirdeksiz çeşidinde çiçeklenme döneminde 20-45 ppm dozunda GA uygulanırsa salkımlarda seyreltme sağlanabilir. Ancak çekirdekli sofralık üzümlerde salkım seyreltmek amacıyla GA uygulamasından kaçınmak gerekir. Çünkü tanelerde boncuklanma olabildiği için salkımların görünüşü bozulabilir (27). Büyümeyi düzenleyici maddelerin seyreltmedeki olumlu etkisine karşın, yüksek konsantrasyonlarda kullanılan gibberellin, çekirdekli çeşitlerde sonraki büyüme mevsiminde tomurcuk büyümesini azaltabileceği sanılmaktadır (1, 30).


Çekirdekli sofralık üzüm çeşitlerinden bazılarında taneler turgorunu kaybetmekte ve hasattan 1 ay kadar önce buruşmaktadır. Bu durumu önlemek amacıyla tane tutumundan 1-2 hafta sonra 20 ppm dozunda GA uygulanabilir (27).


Tane iriliğinin arttırılması amacıyla gibberellinler, en önemli hücre büyüten hormonlar olarak özellikle çekirdeksiz üzümler üzerindeki etkilerinden dolayı yaygın şekilde kullanılmaktadırlar. Bu amaçla Sultani Çekirdeksiz üzüm çeşidinde GA yaygın olarak kullanılmakta ve iki uygulama önerilmektedir (28):

- GA uygulaması, 2,5-20 ppm konsantrasyonda ve takkelerin % 20-80'i düştüğü zaman yapılır. Bu şekilde tane tutumu azaltılarak salkımlarda uzama, tane büyüklüğünde bir miktar artış sağlanır.

- GA uygulaması, 20 ve 40 ppm'de aynı asmalarda, tane tutumu devresinde ve genellikle ilk uygulamadan 10-14 gün sonra yapılır. Bu uygulama tane büyüklüğünü arttırır.


Kuş üzümlerinde çiçeklenme sonuna doğru atılan 2,5-5 ppm'lik GA, bilezik almanın veya 4-CPA uygulamasının yerine geçmiştir. Ancak burada doza dikkat etmek gerektiği, aksi takdirde dozun arttırılması durumunda tanelerin çok irileştiği ve ticari olarak kuş üzümü amacıyla kullanılamadığı saptanmıştır. Kurutmalık üzümlerde taneyi irileştirmek amaçlanır. Kurutmalık çeşitlerde taneyi az miktarda irileştirmek amacıyla çiçeklenme sonuna doğru (% 75 çiçekte) 5 ppm dozunda GA kullanmak yeterlidir (27). Çekirdekli üzüm çeşitlerinden bazılarının dışında genelde GA uygulanmaz. Bunun nedeni GA'in, tomurcuklarda ertesi yılın salkım taslaklarına zarar vermesi ve dolayısıyla göz verimliliğini düşürmesidir. Çekirdekli çeşitlerden sadece Razakı'da yapılan denemelerde başarı elde edilmiştir (27).


Yetiştiriciler özellikle sofralık çeşitler açısından pazara erken üzüm göndererek nisbeten yüksek olan fiyatlardan yararlanmak isterler. Fakat bu çeşitlerin normal olgunlaşma zamanlarını daha da önceye almak için bazı kimyasal maddelerden yararlanılmaktadır. Etilen erkenciliği sağlamak amacıyla tanelerin ben düşme döneminde asmalara püskürtülmelidir. Uygulama dozu çeşitlere göre 100-1500 ppm arasında değişir. Etilen uygulamaları, ayrıca ilk hasattaki ürün miktarını arttırarak erkenciliği olumlu etkilemekte ve değişik üzüm çeşitlerinde ortalama 4-16 günlük erkencilik sağlamaktadır. Etilenin çok erken dönemlerde (tane tutumu dönemi) ve çok yüksek dozlarda uygulanması, olgunluğu geciktirip ürün miktarını azaltabilmektedir (27). Hafızali ve Perlette çeşitleri üzerinde yapılan bir çalışmada tam çiçeklenme döneminde 100 ppm GA3 uygulaması ile 7-10 gün erkencilik sağlanmıştır. Ayrıca Emperor ve Carignane çeşitlerinde ben düşme döneminden hemen sonra 200-2000 ppm ethephon uygulaması, renklenme ve toplam kuru maddeyi arttırmış ve toplam asidi azaltmıştır (1).


2.11. HASAT VE PAZARLAMA

Sofralık üzümler olgunlaşınca toplanmalıdır. Pek çok meyveden farklı olarak üzümlerde toplandıktan sonra olgunlaşma olmadığından görünüş, renk, lezzet ve yapı bakımından arzu edilen düzeye ulaştıklarında bağ bozumunun yapılması gerekir.


Üzümlerin olgunluğuna karar vermede;

a- Üzümün rengi

b- Toplam çözünebilen katı maddeler

c- Salkım sapının ve iskeletin rengi

d- Çekirdek rengi

e- Tane etinden çekirdeğin ayrılması

f- Lezzet gibi faktörler etkendir.


Sofralık üzümlerin bağ bozumunda üzümleri bir defada kesmek doğru değildir. Şaraplık, kurutmalık ve şıralık üzümler, alınan örneklerde istenilen kuru madde veya öksele durumuna geldiği zaman bağ bozulur (12, 15).


Sofralık üzümlerde önce güneye bakan salkımlar kesilir. Kesim işlemine çiğ kalktıktan sonra başlanır ve üzüm taneleri ısınmadan kesime son verilir. Özellikle ihraç edilecek üzümlerde bu durum daha da önem kazanır. Salkımları keserken dikkat edilecek hususlar şunlardır:

1- Mutlaka bıçak, makas vb. kullanılmalı ve hasat asla elle yapılmamalı,

2- Salkımlar olgun olmalı,

3- Salkımı meydana getiren tanelerin üzerindeki pus tabakası silinmemeli,

4- Salkımlar zedelenmeden kesilmeli,

5- Kesilen salkımlar kaplara yavaş ve hafifçe konulmalı,

6- Salkım olgunluk durumunu ve tabii rengini almış olmalı,

7- Hastalık ve haşeresiz olmalı,

8- Salkım büyüklüğü normal olmalı,

9- Salkım sapından tutup kesilmelidir.


Hasattan sonra ayıklama ve ambalaj işlemine geçilir. Bu işlem için ağaç altları ve çardaklar veya bir vasıtanın gölge tarafı en uygun yerlerdir. Ambalaj evleri, üzüm ambalajı için en iyisidir.


Etiketlenmiş ve ambalajı yapılmış kasalar, ihraç için hazırlanmış ise, hemen frigofirik kamyona yüklenmelidir. Yalnız yükleme yapılmadan önce aşağıdaki işlemler gözden geçirilmelidir:


a- Kamyon kasasının iç kısmının temizliği

b- İstif şeklinin nasıl yapılacağı

c- Kaç kasa üzüm alacağı

d- Kasa sıcaklığının 15-20oC'ye ayarlanması

e- Ambalajı yapılmış kasalarda etiket ve parti numaralarının olup olmadığı kontrol edilmelidir.


Yükleme yapılırken, kasaların sallanmayacak şekilde istif edilmeleri, bunun için öne konan kasaların ayaklarının birbirine bağlanması gerekir. Yüklemede ayaklar tam oturmalıdır. Hava sirkülasyonunun normal olabilmesi için de tavanla sandık arasında 50 cm'lik bir mesafe olmalıdır. İç piyasa için hazırlanan üzümler, doğrudan kara yolu ile gönderilir veya soğuk hava depolarında saklanır (12).


3. SONUÇ


Türkiye tarımında önemli bir yere sahip olan bağcılık, günümüzde üretimden yetiştirmeye, yetiştirmeden pazarlamaya kadar geçen süreç içerisinde birçok sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar içerisinde birim alandan alınan ürün miktarı ve kalite düşüklüğü ile ilgili problemler önemli bir yer tutmaktadır. Bağcılıkta verimlilik, birim alanda bulunan omca sayısı yanında, omca üzerinde meydana gelen salkım ve tanelerin sayısı ve büyüklüğü ile de yakından ilişkilidir. Ancak bu özellikler çeşit, anaç, kültürel uygulamalar ve çevre koşulları gibi birçok iç ve dış faktör tarafından etkilenmektedir. Bu sayılan faktörlerin verim ve kaliteyi arttırmada çok önemli rolü olduğu görüldüğünden, bağcılıkta meyve kalitesini artırıcı uygulamaların çok dikkatli ve titizlikle yerine getirilmesi gerekmektedir.


4. KAYNAKLAR


1. Uzun, İ.,1996. Bağcılık. Akdeniz Üniv. Ziraat Fak. Bahçe Bit. Böl., Yayın No: 69, Antalya.

2. Çelik, S., 1998. Bağcılık ( Ampeloloji ), Trakya Üniv. Ziraat Fak. Bahçe Bit. Böl., Cilt-1, Tekirdağ.

3. Çelik, H., Ağaoğlu, Y.S., Fidan, Y., Marasalı, B., Söylemezoğlu, G., Genel Bağcılık. Sunfidan A.Ş. Mesleki Kitaplar Serisi:1

4. Anonim, 1998. Tarım İstatistikleri Özeti. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Yayın No:2275, Ankara.

5. Bulduk, S., 1986. Üzüm ve Üzümden Yapılan Besinlerin Beslenmemizdeki Yeri ve Önemi. Tarım Orman ve Köyiş. Bak. Dergisi ( TOK ), Sayı:3. Ankara.

6. Westwood, M.N., 1993. Temperate-Zone Pomology. Physiology and Culture. Timber Press Inc. Portland, Oregon, 523p.

7. Oraman, M.N., 1972. Bağcılık Tekniği II. Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yayınları:470, Ders Kitabı:162, Ankara.

8. Fidan, Y., Yavaş, İ., 1986. Üzümün İnsan Beslenmesindeki Değeri. Gıda Sanayinin Sorunları ve Serbest Bölgenin Gıda Sanayine Etkileri Simpozyumu Bildirileri:225-235, Adana.

9. Barış, C., 1983. Yeni Bir Bağın Kurulması ve Aşılanması. Tekirdağ Bağcılık Araş. Ens. Yayınları No:24, Cilt-3, Tekirdağ.

10. Ağaoğlu, Y.S., 1975. Asmada Soğuklama Süresinin Çiçek Oluşumu Üzerine Etkisi. Tübitak V. Bilim Kongresi, İzmir.

11. İlter, E., 1976. Bağ Yetiştirme. İzmir.

12. Fidan, Y., 1985. Özel Bağcılık. Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yayınları No:930, Ankara.

13. Samancı, H., 1985. Bağcılık. Tarımsal Araştırmaları Destekleme ve Geliştirme Vakfı, Yayın No:10, Yalova.

14. Winkler, A.J., 1972. General Viticulture. Univ. Of California. S:190-203. Press Berkeley.

15. Samancı, H., 1985. Bağcılık. TAV Yayını No:10, Atatürk Bahçe Kült. Merk. Araş. Ens., Yalova.

16. Ahmedullah, M., Himmelrick, D.G., 1990. Grape Management, Small Fruit Crop Management, The Haworth Press 10, Alice Street Binghapton, New York.

17. Weawer, R.J., 1976. Grape Growing. Univ. Of California, Dept. Of Viticult. And Enol, A Wiley-Interscience Publication, John Wile and Sons, New York.

18. Anonim, 1992. TS 10130 Bağcılık-Budama Metot ve Kuralları. TSE, Ankara.

19. Ağaoğlu, Y.S., Çelik, H., Çelik, M., Fidan, Y., Gülşen, Y., Günay, A., Halloran, N., Köksal, A.İ. ve Yanmaz, R., 1997. Bahçe Bitkileri. Ankara Üniv. Ziraat Fak. Eğ. Araş. ve Geliş. Vakfı Yayınları:4, Ankara.

20. Yeğen, O., 1993. Yabancı Otlar ve Mücadelesi. Akdeniz Üniv. Basımevi, Yayın No:52, Antalya.

21. İnal, S., 1983. Bağcılıkta Sulama. Bağcılıkla İlgili Müessesemiz Yayınları ve Seminer Notları, Cilt-3, Bağcılık Araş. Ens., Tekirdağ.

22. Winkler, A.J., Cook, J.A., Kliewer, W.M. and Lider, L.A., 1974. General Viticulture. Univ. Calif. Press, Berkeley and Los Angeles.

23. Robinson, J.B., 1992. Grapevine Nutriton Winetitles, Hyde Park Press, Adelaide.

24. Kacar, B.,1989. Bitki Fizyolojisi. Ank.Üniv. Ziraat Fak. Yayınları:1153, Ders Kitabı:323, Ankara.

25. Vardar, Y., 1971. Bitki Morfolojisinde Temel Bilgiler. Ege Üniv. Fen Fak. Seri No:10, Ders Kitabı:155, İzmir.

26. Erkan, M., Altındişli, Ö., Göven, M.A., Uçkan, A., Koçer, H., Bağlarda Entegre Mücadele. T.O.K. Bakanlığı Zirai Mücadele Araş. Ens., Bornova-İzmir.

27. Acar, J., Gökmen, V., Hormonlar Hakkında Açıklama. Hacettepe Üniv. Müh. Fak. Gıda Müh. Böl., Ankara.

28. Samancı, H., 1998. Bazı Çekirdeksiz Üzüm Çeşitlerinde Gibberellik Asit ( GA3 ) Uygulamalarının Salkım ve Tane Özelliklerine Etkisi. IV. Bağcılık Sempozyumu Bildirileri:391-395, Yalova.

29. Çamlılar, M., 1999. Bitki Büyümeyi Düzenleyici Maddeler ve Bahçe Bitkileri Yetiştiriciliğinde Kullanım Alanları. Süleyman Demirel Üniv. Ziraat Fak. Bahçe Bit. Böl., Bitirme Tezi, Isparta.

30. Yalvaç, T., 1999. Büyüme Düzenleyici Maddeler ve Bağcılıkta Kullanımı. Süleyman Demirel Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Semineri-II, Isparta.

Alim Göktaş

Ziraat Yüksek Mühendisi

Valid XHTML 1.0 Transitional